Maskelerimiz Olmadan


 İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliği sorsak istisnasız düşünebilme yetisi deriz. Görece tartışılmaya müsait olsa da düşünebilen bir varlık olan insan sosyal canlılar olarak kişiler arası iletişim halinde olmalıdır. İnsan, bu iletişimi her zaman kurmalı mıdır? Ya da kurduğu iletişimlerin hepsi doğru bir iletişim midir? Sahi doğru iletişim neydi? Birçok soru sordum farkındayım ancak düşündürmek istediğim şey insanın duyguları fikirleri ve bunları ifade ediş biçimi olarak ne kadar dürüst olduğunun yanı sıra çevresine ve en önemlisi de kendine karşı dürüstlüğüydü. Olumlu ve olumsuz her durumu düşündüğümüzde ilk akla olumsuz kavramlardan başlayacak olursak şiddet sözcüğü belirmiş olabilir. Bu kavram birçok farklı yönünden ele alınabilirken en temel anlamıyla bakıldığında çoğunlukla karşımıza çıkan öfke duygusunun yoğun yıkıcı şekli olarak tanımlanırken bu tanımlanan yoğun ve yıkıcı şekiller ortaya çıktığında karşı tarafı yıpratıcı olarak nesneye ya da kişiye yönelik dışa vurum olarak da görülebilir. Peki ya düşünelim hangimiz karşımızdakine şiddet uygulamıyoruz? Kaçımız dikkatli özenli yaşıyoruz? Ya da kaçımızın duygularıyla arası iyi ve bunu açıkça ifade edebiliyoruz? İstediğimiz sorudan başlayabiliyor olursak hangi sorudan başladığınız sizin kişilik özelliklerinizi doğrudan yansıtıyor diyebiliriz. Şiddet kavramını tanımlarken öfke duygusu demiştik hatırlarsanız, peki ya duygularımız? Duygulardan bahsedecek olursak insanların bütün duyguların varlığını kabul etmesi ve hepsini yaşarken aynı sakinlikte kalması mümkün müdür? Hadi bu sefer bu sorunun cevabına yaşamımızı etkileyen en temel olaylardan birini düşünerek cevaplamaya çalışalım.



 Mart ayının ortalarına doğru havanın ilkbahara geçişi ile kış arasındaki kararsızlığında soğukların iliklerimize kadar işlemediği ancak sıcak havaların da içimizi ısıtamadığı bir dönemdeyken hayatımızın bu kararsızlıkta kalarak radikal olarak değişmesini tabii ki istemezdik. Bir gün içinde 3 hafta tatil ilan edilen okullar, kapanan kurumlar, artan vakalar ve hayat yavaşlarken hastanelerdeki yoğunluğun giderek artması, hastanelerde hayatın durması, yavaşlaması yerine çok daha hızlı akmasını gözlemledik. Bu gözlemlerimizi tabii ki evlerimizden, güvenli alanlarımızdan, yaptık. Bu güvenli alan dışına çıktığımızda ise başımıza kötü bir durum geleceği konusunda hemfikirdik. Konunun sonuçlarının kötü olacağı hakkında bilgiler varken yine de bu bilgileri kulak arkası yapan ve kurallara uymayan birçok insan vardı. Bir süre sonra uyum yeteneğine sahip olan insanlar bu duruma da uyum sağladı. Ancak bazı insanların aşamadığı, alışamadığımız bir durum vardı ki o da insanların artık birbirinden kesin olarak uzak durmasıydı. Zaten karşımızdaki kişinin kim olduğunu tanımakta zorlanıyorken bir de üzerine verilen tepkileri tanıyamaz olduk. Birbirimizden uzak durarak samimiyet kurmadığımız gibi bir de üzerine tepkilerimizi mimiklerimizi zorunlu olarak saklar olduk.Evet, doğru tahmin ettiniz: Maske takmaktan bahsediyorum. Salgın hastalıktan korunmak için insanların yüzünü kapatan ve nereye kadar daha kullanmak durumundayız bilmediğimiz maskelerimiz. Peki ya sadece maske taktığımızda mı mimiklerimizin saklandığını tepkilerimizi biz maskemizi çıkardığımızda karşı tarafa izin verdiğimizde görmesini istediğimiz ölçüde mi kontrol ediyoruzdur? Bence bu sorunun cevabı hayır, insanların hep maskeleri vardı; hep gizledikleri, sakladıkları bir tarafları mevcuttu. Biz bu pandemi sürecinde başka bir dünya kavramına geçiş yaptık. İnsanların sakladıkları, gizledikleri ve istediğinde gösterdikleri o zayıf taraflarını artık gerçek anlamda maske takarak ve istediğinde indirip tepkisini göstererek soyut olan bu özelliği somutlaştırmış olduk.



DİDEM KARAKOÇ


Yorumlar

Popüler Yayınlar