Toplumsal Cinsiyet Eşit(siz)liği
Cinsiyet; bireyin kadın ya da erkek olarak gösterdiği
mevcut genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliğidir. Toplumsal cinsiyet ise
toplumun beklentilerine ve kültürlerine göre belirlenmiş, toplumun uygun
gördüğü özelliklerin tümüdür.
Toplumsal cinsiyet aslında çok küçük yaşlardan itibaren karşı karşıya kaldığımız bir kavram. Çünkü, insanlar doğduğu andan itibaren farklı koşullarda ve farklı yöntemlerle yetiştirilirler. Bu farklı yöntemler insanların belli bir kalıba sokulmasına sebep olmaktadır, öte yandan insanların gelişiminde de büyük etkiler bırakmaktadır. Bunun en güzel ve en basit örneği erkek çocuklarına mavi kıyafetler giydirilirken kız çocuklarına pembe kıyafetler giydirilmesi. Daha dünyaya ilk defa adımını atmış ve her şeyden habersiz olan bu bebekleri, dayatmalar ile karşı karşıya bırakıyoruz. Halbuki bir düşünsek: “Renklerin cinsiyeti olur mu, yeni doğan bir çocuğu belirli bir renk kafesinin içine koymak ne kadar doğru?”. Düşünmüyoruz, bunu düşünmek yerine, bize öğretilen rolleri uygulamaya geçirmek için adımlar atıyoruz. Bununla birlikte, toplumumuzda doğuştan gelen cinsiyete layık olabilmek için belli başlı özelliklere sahip olmalıymış gibi davranıyoruz. Yaşamımız boyunca her alanda farklı kalıplarla yüzleşiyoruz. Fakat, bu kalıpları biz yeterince istiyor muyuz? Kendi istediğimiz biri olarak bu hayatı sürdürebiliyor muyuz? Hakkımızda başkaları ne düşünür diye “olmak istediğimiz insan” bizi korkutuyor mu? Aslında bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat dile getirememesi sorunun tam olarak başlama sebebidir. Duygu ve düşünceleri rahat dile getirememe durumunu ele aldığımızda, toplum tarafından bize atanmış rollere sahip çıkmak zorunda kalmakla birlikte, hayatımızı kendi istediğimiz biçimde şekillendiremiyoruz.
Toplumsal cinsiyetin getirdiği olumsuz durumlar sadece
bununla da kalmıyor, bireylerin meslek seçimlerini dahi etkiliyor. Kadınların
seçebilecekleri meslekler, erkeklerin seçebilecekleri meslekler diye belirli
bir kategori olmasa da bu kategoriler kendini daima belli ediyor. Bu duruma
baktığımızda da aslında karşılaştığımız şey, yine toplumsal cinsiyet rollerine
göre yaşamaya çalıştığımız hayat.
Bugün erkek ve kadın ayrımı yapılmaksızın günümüzde birçok yerde ve birçok alanda toplumsal cinsiyet kavramıyla karşı karşıya kalmaktayız. Her ne kadar bu durum rutin haline gelmiş ve fark edilmiyor olsa da aslında hayatımızı çoğunlukla etkileyen bir durum. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bizdeki yansıması duyarsızlık. Duyarsız ve her şeyi kabul eden bir toplum haline dönüyoruz.
Peki ya toplumsal cinsiyet eşitliğinin ön plana çıktığı başka
bir dünya olsaydı, bu dünya nasıl olurdu? İnsanların istediği her şeyi, istediği
şekilde yaptığı bir dünya olurdu. Kimin ne dediğini umursamadan ve cinsiyet
kalıplarına bağlı kalmadan kendi isteklerimizin üzerine daha kolay şekilde
yoğunlaşabildiğimiz bir dünya olurdu. İnsanların duygularını rahatça
yaşayabildiği, özgürce kendilerini ifade ettikleri bir dünya olurdu. Aslında,
daha mutlu yaşadığımız bir dünya olurdu.
YASEMİN VURAL



Yorumlar
Yorum Gönder